BERTRAND RUSSELL - BATI FELSEFESİ TARİHİ CİLT: II
GİRİŞ
- Ortaçağ dünyasında çeşitli düalizm biçimleri kendini gösterir: Ruhban ve laik düalizmi, Tanrı'nın krallığı ve bu dünyanın krallıkları, tin ve beden düalizmi vardır. Tüm bunların hepsi Papa ve İmparator düalizminde temsil edilir. —> Yeni Ahitte bulunur.
- Yeni Ahit:
- Yeni Antlaşma demektir. Hristiyanlıkta kabul edilen 27 kitapçıktan oluşur. En önemli kutsal metinleri kapsar: Dört İncil, elçilerin işleri, Pavlus'un mektupları, diğer mektuplar ve vahiyler.
- İnanışa göre, Eski Ahit'te geçen Tanrı ve Israil arasında yapılan anlaşmanın yerine geçer.
- Eski Ahit İbrahim Peygamber'in oğlunu kurban edecekken Tanrı'nın onu durdurup kendi ırkını bereketlendireceğini söylemesiyle başlar.
- Kilise Tanrı Devletini ve filozoflar siyasal olarak kilisenin çıkarlarını temsil eder.
- Ortaçağ'ın sona ermesinin nedenlerden biri, Fransa, İtalya gibi ülkelerde monarşinin yükselmesiydi.
- Tüm Ortaçağ boyunca düşünen insanların ruh hali bu dünya konusunda umutlarının kalmaması, öteki "iyi" dünya için buradaki dünyaya katlanmalarıdır. Derin bir mutsuzluk hali.
BABALAR
Yahudilik:
- Yehveh her şeye kadirse ve Yahudiler onun seçilmiş halkıysa, çektikleri ıstıraplar ancak günahkarlıklarıyla açıklanabilirdi. Bu psikoloji, ataerkil ıslah psikolojisidir: Yahudiler cezayla arındırılacak. Bununla beraber çok dışlayıcı bir Ortadoksluk geliştirdiler.
- Israiloğulları
İlk Dört Yüzyılda Hristiyanlık:
- Hristiyanlar devlet yönetimine katılmamalı, yalnızca kilisenin yönetiminde yer almalıdırlar. Bu düşünce tarzı din adamlarının; kilise disiplini, manastır yaşamının yayılması konusunda çaba gösterirlerken dünyevi felaketlere pasif bir şekilde yaklaşmalarına yol açtı. Bazı izleri günümüzde hala devam eder: Pek çok kişi siyaseti "dünyevi" ve kutsal kişiye yakışmayan bir iş sayar (!).
- I. İznik Konsili: Roma'da resmi din olacak Hristiyanlık için detayların netleştirilmesi. Ana konusu Isa'nın gerçek Tanrı olup olmadığıydı. Arius denen kişi babayla oğulun aynı kişi olamayacağını söyledi ancak çoğu kişi buna karşı çıktı. Sonucunda baba ve oğul tözlerinin eşit olduğu inancına varıldı. Bu antlaşmanın sonucunu üç mezhep de hala kabul etmektedir.
- Yuhanna İncili diğer üç incilden farklıdır. Yeni Ahit'in en sembolik, felsefi ve mistik bölümüdür. Burada efsanevi anlatımlar da söz konusudur. Sadece Hıristiyanlardan ziyade tüm insanlığa hitap eder.
Kilisenin Üç Doktoru:
St. Ambrosius, St. Hieronymus ve St. Augustinus
Martin Luther
Protestanlığın başlatıcısı. Din ve birçok fikir dayatmacılığına karşı çıkarak Avrupa'nın bugunkü haline dönüşmesine büyük bir rol oynamıştır.
Jean Calvin
Calvin'in inanışına göre din yöneticilerin ve kurumların elinde bir baskı ya da çıkar aracı olmamalıdır. Din yalnızca insan ile Tanrı arasında bir inanç sorunudur. İnsan dini kilise ya da öğretim kurumları aracılığıyla değil, doğrudan Kutsal Kitap'a (Tevrat-İncil) başvurarak öğrenmelidir. Tanrı ile insan arasında İsa'dan başka bir aracı söz konusu olamaz.
Bu kişilerin düşüncelerini etkilemişlerdir.
- Ambrosius Hristiyanlık iktidarının yayılmasında çok önemlidir. Kilisenin bağımsızlığı konusunda çabalamıştır. Devletin kiliseye boyun eğmek zorunda olduğunu göstermiş ve önemini bugüne kadar koruyan bir ilkeyi yerleştirmiştir.
- O dönemin çağındaki en güçlü beyinler dünyevi kaygılardan tamamen uzaklaşınca İmparatorluğun çöküşe geçmesine şaşırılmamalı. Eğer yıkım olacaksa da Hristiyanlık dini insanlara çekilen acıların diğer dünyada mükafatının alınacağını ve dayanıklı olmalarını vaat ediyordu.
- Hristiyanlar "Seçilmiş Halk" yerine kiliseyi koydu. Başlangıçta Yahudiler halkı topluca cezalandırılıyordu ancak günah giderek kişiselleşti ve siyasal niteliğini kaybetti.
- Kilise asla günah işlemediği için günah kiliseye de atfedilmedi. Hristiyan teolojisi ikiye ayrıldı: Kilise ve bireysel ruh: Birincisini Katolikler, ikincisini Protestanlar savundu.
- "Hiç kimse vaftiz olmadan, dolayısıyla Kilisenin bir mensubu olmadan kurtulamaz." Bu da kiliseyi Tanrı ile ruh arasında bir aracı haline getiriyor.
Aziz Augustinus'un Felsefesi ve Teolojisi:
Felsefesinin ayrılan üç kısım var: Saf Felsefesi, Tanrı Devleti ve Kurtuluş Teorisi
- Saf Felsefesi: Zaman Teorisi
- Eski Ahitte bahsedilen hiçlikten yaradılış, Yunanlara çok yabancıydı. Çünkü onlara göre tanrı bir mimardır ya da sanatçıdır. Töz öncesiz-sonrasız ve yaratılmamış olarak ele alınır.
- Hiçlikten yaratmanın olanaksız olduğunu düşünen Yunanlar, ara ara ortaya çıktı ve panteizme yol açtı. Tanrı ile evren aynı ve evrendeki her şey bir Tanrı'nın parçası.
- Zaman teorisine gelirsek diyor ki: Dünya neden daha erken yaratılmadı? Çünkü zaman, dünya yaratılınca yaratıldı. Tanrıya gelirsek o zamanüstüdür, önce ve sonra yoktur. Ne geçmiş ne gelecek diyor, aslında sadece şimdi vardır; şimdi yalnızca bir andır ve zaman, yalnızca geçerken ölçülebilir. Üç zaman, geçmiş, şimdi ve gelecek olduğunu söylemek, kaçamaklı konuşmanın bir yoludur. Bellek, görünen ve beklenti.
- Zaman özneldir. Zaman, bekleyen, düşünen ve hatırlayan insan zihnindedir. Yani yaratılmış bir varlık olmadan zaman olamaz ve Yaratılıştan önce zamandan söz etmek anlamsızdır.
- (s.95) ...Düşündüğünüzü biliyor musunuz? Ben biliyorum ——> bu sözleriyle Descartes ve Gassendi'nin düşüncelerini etkilemiştir.
- Tanrı Devleti
- Ortaçağda pek çok hükümdarın zayıflığı kilisenin Tanrı Devleti idealini büyük ölçüde gerçekleştirmesini olanaklı kıldı. İmparatorların güçlü olduğu Doğu'da bu hiçbir zaman gerçekleşemedi.
- Yahudi tarih örüntüsü, bütün zamanlarda ezilenlere ve talihsizlere güçlü bir çağrı niteliğindedir. St. Augustinus bu örüntüyü Hristiyanlığa, Marx ise Sosyalizme uyarladı.
- Kurtuluş Teorisi
- Bazıları kurtarılırken geri kalanların lanetlenmesini açıklayacak hiçbir neden gösterilemez; Tanrı'nın gerekçesiz tercihinin sonucudur. Ki gerçekten düşük bir argümandır. Tanrı Devleti'nin asıl işleyişini anlatır.
- Vaftizsiz, yeni doğan çocuğun İblis'in bacakları olduğuna inanıyordu. Ortaçağ Kilisesinde en gaddarca şeylerin çoğu, onun evrensel suçluluk anlayışına dayanır.
- Karanlık çağdan önceki son büyük entelektüel uygarlığı korumakla yahut yönetimin suistimallerini düzeltmekle değil, bekaretin meziyetini ve vaftiz olmayan bebeklerin lanetlendiğini vaaz etmekle ilgilenmesi tuhaftır. Kilisenin Hıristiyanlaşan barbarlara bu meşguliyetleri aktardığını gördükten sonra, izleyen çağın zalimlikle ve hurafede diğer bütün tarihsel dönemleri aşmasına şaşmamak gerek.
Aziz Benedictus ve Büyük Gregorius:
- Bu dönemde manastır hareketi, papalığın nüfüzunun artması (özellikle Gregorius döneminde) ve putperest barbarların Hristiyanlığa dönmeleri en önemli üç harekettir.
- Başlangıçta manastırcılık kiliseden ayrı bir hareketti. Bazı kişilerin etkisiyle keşişlerin papaz olması kural haline geldi. —> Burada Batı'dan bahsediyoruz, zaten budist (Doğu) manastırlarında Hristiyanlık dini söz konusu değil.
- Büyük Gregorius sayesinde St. Benedictus hakkında birçok bilgiye ulaşırız. Manastırlık ilk olarak kendisi ile başlamıştır. Monte Cassino önemli bir manastırdır ve orada başkeşişlik yapmıştır.

Monte Cassino Manastırı
- Iustinianos yasalarıyla (Ayasofya'nın inşaasını başlatan kişi), Benedictus manastır düzeniyle ve Gregorius papalığın gücünde meydana getirdiği artışla ileride köklü etkilere yol açmıştır. Gregorius otuz yaşındayken, Muhammed doğdu.
SKOLASTİKLER
Karanlık Çağda Papalık:
- İS 600'den 1000 yılına kadar olan zaman, Ortaçağ'ın en karanlık zamanlarıdır.
- Batı'da din dışı kesim cahildi, bu da kilisenin yaygınlaşmasını kolaylaştırdı. Doğu'da durum bu şekilde değildi.
- Charlemagne bu dönemde Avrupa için tek dil tek para politikasını gerçekleştirmeye çalışıyordu. Ayrıca Auguistinus'un Tanrı Devleti idealini de başarmak istiyordu.
- 10. yüzyıla doğru piskoposlar daha çok din dışı feodal kodamanlara benzediler. Bu dönemde yaşanan iğrenç olaylardan sonra seçilmiş ruhların kurtuluşuna inanan bazı din adamları evrensel çöküşün yasını tutmakta ve kıyametin kopacağına inanmaktaydılar.
- Karanlık Çağ olarak bahsettiğimiz dönemde doğuda Çin şiirde zirvelerini yaşıyor, İslam uygarlığı da gelişiyordu. Bu çağın kötülükleri genel olarak Avrupa'yı kapsar.
Johannes Scotus:
- Bu adamın felsefesi çok garip, hem Panteizmi destekliyor hem de Kutsal Üçlemenin varlığına inanıyor. Sadece iki hakikatin, irade ve vahyin olduğunu söylüyor. Ancak tek biri galip gelecekse bu akıl olurdu diyor. Böylesine karanlık bir dönemde gerçekten ucuz kurtulmuş denebilir. Birçok kez mahkum ediliyor, bazı kitapları yasaklanıyor ancak İrlanda'da olduğu için daha sert bir tepkiyle karşılaşmamış anlaşılan.
- Doğanın tamamının dört sınıfa bölündüğünü söyler: (1) yaratan ve yaratılmayan (Tanrı); (2) yaratan ve yaratılan (Tanrı'nın özünden oluştuğu söz edilen idealar -Yeni- Platonculuğa sahip, Platon'dan etkilenmiştir.); (3) yaratılan ve yaratmayan (uzaydaki ve zamandaki şeyler); (4) ne yaratan ne de yaratılmayan (tekrar Tanrı). Böylece her şeyin Tanrı'dan başladığı ve Tanrı'ya gittiğinin yolunu çizer. Doğanın tüm amacı, Tanrı'ya ulaşmaktır.
- Johannes tikel şeylerin tözselliğini reddetmekle Aristotelesçilerden ayrılır. (Aristoteles tümdengelimin bir yerden başlaması gerektiğini düşündüğü için, ispat dışında başka bir şekilde bilinmesi gereken bir şeyle başlamasını gerektiğini söyler. Burada töz, bir tanım bir şeyin özsel doğasının bir ifadesidir. (Buna karşıt olarak serinin I. Cildinde Russell açıklamıştır: "Töz kavrayışı yalnızca dilsel bir kolaylığın metafiziğe aktarılmasıdır. Töz zorluklardan kurtulması olanaksız bir kavramdır. Bir tözün bütün özniteliklerden ayrı bir şey olduğu varsayılır. Ancak bunları uzaklaştırdığımızda ve tözü hayal etmeye çalıştığımızda geriye hiçbir şey kalmadığını görürüz. Bir tözü diğerinden ayırt eden nedir? Oluşların asılacağı varsayılan hayali bir askı. Töz, kısaca bir özne ile yüklemden oluşan cümle yapısının dünya yapısına aktarılmasından kaynaklanan metafiziksel bir hatadır.")
On Birinci Yüzyılda Kilise Reformu:
- Bu dönemde dini görevler alınıp satılıyordu. Kilise makamlarının liyakate göre değil servete göre dağıtılmasına neden oluyordu. Örneğin satın alınmış bir piskoposluk kendi altındaki rahiplerden de para aldığı için yine zenginleşiyordu. Bir nevi ticaret gibi.
- Bir dönem için papazlar evlenince Kilise mallarını oğullarına geçirmeye çalıştılar. Bu da yozlaşmaya yol açıyordu. Bu sebeple reformcuların gücü artınca ilk adımlardan biri bunu yasaklamak oldu. Daha sonrasında şu şekilde evrildi: Gerçekten kutsal biri kendini denetleyebilmelidir. Bu nedenle din adamının bekarlığı kilisenin ahlaki otoritesi açısından çok önemlidir.
İslam Kültürü ve Felsefesi:
- İslam dünyası felsefede özgünlükten çok yorumculukta iyiydi. Felsefenin yanısıra bilimdeyse özgündürler. Matematik, kimya, astronomi, zooloji ayrıca simyacılık ve astroloji gibi inançları oluşturdular. Sanatta ve teknik konularda hayranlık vericiydiler ancak teorik konularda kurgusal düşünce kapasitesi gösteremediler.
- İbni Sina: "Düşünce, formlarda genelliği meydana getirir." Şu düşüncesi ilginç geldi: "Tümeller yani genellikler aynı anda şeylerden öncedir, şeylerin içindedir ve şeylerden sonradır. Tanrının anlayışınca şeylerden öncedirler çünkü tanrının yaratabilmesi için o tümeli düşünmesi gerekir. Genellikler doğal olarak nesnelerde şeylerin içindedir. Ayrıca bizim düşüncelerimizde şeylerden sonradır. Çünkü birçok tikel gördükten sonra benzerliklerini fark edip tümeller düşüncesine ulaşırız."
- Barbarlıktan çıkan Batı'yı harekete geçirmeleri açısından İslam kültürü çok önemlidir. Müslümanlar 13. yy'da Bizanslılar 15. yy'da birincisi skolastik düşüncenin ikincisi de rönesansın ortaya çıkmasına yardım etti.
On İkinci Yüzyıl:
- Bu yüzyıl 13. yüzyılın hazırlanmasına etki eden önemli yapıtaşlarını bulundurur. 13. yy'a hazırlık sağlar.
- Haçlı Seferleri papanın otoritesinin artmasına yol açtı. Çünkü amaç diniydi. Bu seferlerde birçok Yahudi katledildi. Öncesinde Avrupa'daki ticaretin büyük bir kısmı Yahudilerdeyken bu seferlerle beraber Hristiyanlara geçti.
- ..."Şeyler birbirine benzer ve bu benzerlikler tümellere yol açar; ama iki benzer şey arasındaki benzerlik noktasının kendisi bir şey değildir, gerçekçiliğin hatası budur."
On Üçüncü Yüzyıl:
- Fransiskenler (Bacon, Duns Scotus, Ockhamlı William) ve Dominikenler (Magnus ve Aquinas) tarikatları bu dönemde kurulmuştur.
- 14. yy kilise kurumlarının otoritesinin azalmasını, 15. yy da modernitenin oluşumunun başlangıcıdır.
- Fransiskenler yoksullar gibi yaşamaktadır. Otoriteye, katmanlaşmaya, dünyevi zevklere karşı çıkıyorlardı. Dominikenler ise dinden çok akla ve bilime yöneldiler.
- Ockham'ın Usturası: "Basit olan açıklamanın doğru olma olasılığı daha fazladır."
St. Thomas Aquinas:
- Katolik mezhebinde güçlü bir otoritedir. Sistemine doğrudan inanılmakla beraber okullarında sistemi öğretilir.
- İlginç olan tarafı, Tanrı'nın varlığını ve ölümsüzlüğünü "kanıtlayabilirken" Üçlemeyi ve Cisimlenmeyi (farklı bir dünyada yeniden canlanma) kanıtlayamaz.
- Ontolojik kanıtı reddeder, Tanrı'nın özünden onun varlığını çıkarabilecek kadar bilemez. Ontolojik kanıt: Tanrının varlığını belirli bir mantıksallıkla öne sürmeye ve geçerli kılmaya çalışmaktır. Buna göre, tanrı en yetkin varlıktır. Var olmamak en yetkin olmayla çelişir, dolayısıyla tanrı var olmak zorundadır. Daha sonra Descartes da tanrının varlığının ispatı için bu argümanı kullanmıştır. Daha sonra Kant bu konuda "Var olmak bir özellik değildir"diyerek bu argümanın zayıf noktasını göstermiştir.
- Aquinas'ın özgünlüğü, Aristoteles'i çok az değişiklikle Hıristiyan dogmaya uyarlamasında görülür. Ancak sistematikleştirmesi bu özelliğinden daha baskındır.
- Asıl sorunu ise yeni bir argüman üretip onu kanıtlamamasıdır, önceden varlığına inanılmış bir sonucu kabul ederek argümanlarını ilerletmiştir.
- Neredeyse tüm argümanları, ilk terimi olmayan bir dizinin olanaksızlığı varsayımına dayanır. Ki sonuçlarına mantıklı akıl yürütmeyle ulaşamaz. Sonuçların hepsi önceden kabul edilmiştir. İmanın bazı bölümleri lehine açıkça rasyonel argümanlar bulabilirse, ne âlâ; bulamazsa vahiye dönmesi yeter. Önceden verili bir sonuç için argümanlar bulmak felsefe değildir, özel savunmadır. Bu nedenle filozof sıfatındansa din adamı sıfatına daha fazla uymaktadır.
Fransisken Skolastikler:
- Aziz Thomas'ın otoritesini kabul etme eğiliminde değildiler. En önemli üç adamı Bacon, Duns Scotus ve Ockhamlı William'dır.
- Modern zamanda Bacon, bilginin kaynağı olarak argümandan çok deneye önem verdiği için övülmüştür. Ansiklopedik eğilimleri, filozoflardan çok Arap yazarlarınkine benzer.
- (John) Duns Scotus bir realistti. Genel olarak kanıtsız bilinebilen şeylerle ilgilendi: Kendi başlarına bilinen ilkeler, deneyimle bilinen ilkeler, kendi eylemlerimiz. Ancak ilahi ışık olmadan hiçbir şey bilemeyiz. Pek çok Fransisken Scotus'un yolunu izledi.
- Ockhamlı William "Ockham'ın Usturası" özdeyişi ile ünlüdür. İlke bir olay açıklanmaya çalışılırken tüm gereksiz ayrıntıların kesilip atılması durumunda kullanılır. Örneğin bir olay gerçekleşti ve bunun iki benzer sebebi var: William'a göre hangisi en basit şekilde açıklanıyorsa o doğru kabul edilmelidir.
- "Anlama zihnin ürettiği formlara değil, şeylere ilişkindir; formlar anlaşılan şey değil, şeyleri anlamaya aracı olandır."
Papalığın Sönüşü:
- Hristiyanlık çeşitli kaynaklardan güçlü öğeleri birleştirdi. Yahudilerden bir Kutsal Kitap ve tek din dışında diğerlerinin sahte ve kötü olduğu öğretisini aldı; ama Yahudilerin ırksak dışlayıcılığından ve Musa yasasının zahmetlerinden uzak durdu.
- Yunan felsefesi ve Roma'nın idari yöntemleri birleşip Katolik inançta harmanlandı ve bir araya gelip, Kiliseye daha önce hiçbir toplumsal örgütlenmenin sahip olamadığı bir güç verdi. Ancak ilk zamanlarında cumhuriyete daha yakınken giderek monarşiye dönüştü.
- 14. yüzyıldan itibaren hem halkın bilgisinin artması, hem de papanın saygısınının yitirilmesinden dolayı giderek papa otoritesini kaybetmeye başladı. (Örneğin bir dönem papaya karşıt papa seçildi, daha sonra bir başkası daha seçilerek üç papa varlığını sürdürdü.)
- Yeni oluşan kültür özünde Pagandı; Yunanistan'a ve Roma'ya hayranlık duyuyor, Ortaçağı küçümsüyordu. Mimarlık ve edebi üslup ilkçağ modellerine uyarlandı. Uzun süren çilecilik yılları, bir sanat, şiir ve haz cümbüşü içinde unutuldu. Eski korkular dehşet verici olmaktan çıkmıştı ve yeni tin özgürlüğü sarhoş ediciydi.
Yorumlar
Yorum Gönder